KELOĞLAN MAĞRASI

Temmuz 3, 2007

 

    Acıpayam ilçesinin 20 km. güneydoğusunda bulunan Dodurgalar Kasabasının 6 km. batısındaki Malı Dağı’nın doğu yamacında yer alır.Denizli-Antalya yolu hemen yakınından geçer. Mağara, Denizli-Antalya yoluna 2 km. mesafededir.Yol çalışmaları tamamlanarak asfalt yol ile mağaranın girişine kadar araçlarla gidilebilmesi sağlanmıştır.

   Mağara 1110 m. rakımdadır.Dar bir girişten sonra uzun bir salon şeklinde uzanan 145 metre uzunluğunda fosil bir mağaradır.Mağaranın bol çatlaklı yapısı nedeniyle karstlaşmaya son derece uygun, Jura-krtase kireç taşları içinde gelişen mağara birçok damlataş sütunları ile birbirine geçen çok sayıda adacığa ayrıldığından girintili çıkıntılı bir yapıya sahiptir.Hemen hemen yatay gelişen mağaranın girişi 70 cm. kadar yükseklikte olup; ilerledikçe 5-6 metreye kadar yükselir. İlerisi çatlaklar boyunca gelişmiş damlataşlar (sarkıt,dikit,sütun duvar ve örtü damlataşları) ile kaplıdır. Damlataş sütunları ile küçük odacıklara bölünmüş, tek bir salondan meydana gelen mağara; nemli ve ılık bir havaya sahiptir.Haziran 1998′de dışarıda 32 C derece sıcaklık % 65 mutlak nem varken, mağaranın girişinde 17 C derece sıcaklık % 78 nem, salon başlangıcında 16 C derece sıcaklı % 84 nem ve son bölümde 15 C derece sıcaklı % 89 nem belirlenmiştir.Mağarada herhangi bir gaz yada rüzgar hareketi görülmemiştir.

   Acıpayam Ovası’na hakim bir noktada bulunan Keloğlan Mağarası’nın içi, görünümleri son derece güzel damlataşlarla kaplıdır.Sarkıt,dikit,sütun ve örtü damlataşlarından meydana gelen şekiller, mağarayı adeta damlataş ormanına dönüştürmüştür.Gerek mağara içi, gerekse doğal çevrenin güzelliği, Keloğlan Mağarası’nın turizm amacı ile kullanılmasına çok uygundur. Ayrıca Denizli’yi Antalya’ya bağlayan karayoluna yakın olması da önemini bir kat daha artırmaktadır.

   On milyon yılda su damlacıklarının yaratıcılığı ile oluştuğu tahmin edilen bu doğa harikası ve tabiat güzellikleri görülmeye değer mahiyettedir.

www.acipayam-meb.gov.tr/yykeloglan.htm

Keloğlan kasabaya tavuk satmaya gitmiş. Pazara gelince elindeki iki tavuğa müşteri aramaya başlamış. Adamın biri tavuklara bir altın vermiş. Keloğlan bunu kabul etmemiş. İlle de iki tavuğa iki altın isterim demiş. Keloğlan’ın tavukları bir altına vermediğini gören adam:
“ Bak Keloğlan, bende bir define haritası var. Yalnızım, yaşlandım artık. Bu sebepten defineyi aramaya çıkamadım. Eskiden Zenginoğlu’ nun konağında çalışırdım. Bu haritayı bana Zenginoğlu vermişti. İki tavuk benim olsun, harita senin olsun, defineyi ara bul, ömrünce mutlu ol ” demiş. Keloğlan adama inanmış, değiş tokuş yapılmış. Keloğlan akşamüstü yorgun argın köyüne dönmüş. Anası:

“ A benim kel oğlum, kabak oğlum. Hiç bu kağıt parçasına iki tavuk verilir mi? Sen tavukları satıp gaz, tuz alacaktın. Kandırmışlar seni. Şimdi karanlıkta otur, yemekleri tuzsuz ye de aklın başına gelsin ” diyerek bağırıp çağırmış. Keloğlan oralı olmamış, aklı fikri definedeymiş. Sabahı zor etmiş, erkenden kalkmış. Anasına:

“ Ana ben defineyi aramaya gidiyorum. Kışlık yiyecek hazırlamıştım. Varsın gaz olmasın, akşamları erken yatarsın. Varsın tuz olmasın, komşudan istersin. Defineyi bulursam, seni sultanlar gibi yaşatacağım ”demiş. Anasının elini öpmüş. Keloğlan’ ın kararlı olduğunu gören anası çaresiz fikir değiştirmiş. “ Güle güle git, Keloğlan. İnşallah defineyi bulursun “ diyerek Keloğlan’ ı uğurlamış.

Keloğlan dağ-bayır aşmış, günlerce aramış, sonunda haritadaki kuyuyu bulmuş. Define bu kuyunun içindeymiş. Kuyuya attığı taş tak diye ses çıkarmış. Keloğlan kuyuda su olmadığını anlamış. Fakat geçen yıl köydeki kör kuyuya inen ve bir daha çıkamayan üç kişi aklına gelmiş. “ Yanımda köyden getirdiğim ip var. Kuyunun kenarına bağlayıp insem ya ben de onlar gibi kuyudaki zehirli dumandan boğulur kalırsam halim nice olur, diye düşünceye dalmış. Evvela bana mert, sözünün eri, kuyudaki tehlikeyi ortadan kaldırabilecek bir yardımcı lazım. Böylesi de nerelerde bulunur, diye düşünürken aklına Nasreddin Hoca gelmiş. Tamam demiş Hoca bu işin çaresini bulur. ‘

Az gitmiş uz gitmiş, sonunda Akşehir’ e varmış. Sormuş, Nasreddin Hoca’ nın evini göstermişler. Kapıyı çalmış. Nasreddin Hoca kapıyı açmış. “ Buyurun evladım “ demiş,
“ Ben Nasreddin Hoca’ yım. Bir şey mi arzu etmiştiniz? “

“ Hocam bizim köyde bana Keloğlan derler. Sizin önemli bir meselenin çözümüne yardımınızı rica edecektim. Beni dinlemek zahmetine katlanırsanız çok sevinirim. “
Hoca Keloğlan’ ı evine buyur etmiş. Keloğlan define haritasına nasıl sahip olduğunu, anasına veda edip köyden ayrıldığını, haritadaki kuyuyu bulduğunu, kuyuya neden inemediğini anlatmış. “ Eğer defineyi bulursak yarı yarıya paylaşırız, Hocam. Ne dersiniz? ” diyerek sözü bağlamış.

Nasreddin Hoca:

“ Uzun süredir kullanılmayan veya etrafındaki toprak tabakasından içine zehirli hava sızan kuyularda, yeterli hava akımı olmadığı için, bu zehirli hava birikir. Eğer böyle kuyulara inilirse insanı zehirler, öldürür. Söylediğine göre kuyunun derinliği dokuz on metre varmış. Kuyunun çevresini kazıp genişletmek çok yorucu ve zahmetli, ikimiz başaramayız. Yardımcı bulmaya kalksak kulaktan kulağa yayılır, halk kuyunun başına dolar. Başka bir yol bulmalıyız Keloğlan. Sen bizde birkaç gün misafir kal, düşünüp hal çaresini bulurum. “

Nasreddin Hoca sonraki iki gün planlar yapmış, taslaklar çizmiş. Planları demirciye götürmüş. Bu aletlerin olanını vermesini, olmayanı çizime uygun olarak yapmasını tembihlemiş. Haftasına aletler hazır olmuş. İki eşeğin çektiği bir araba almış. Arabaya aletleri, yiyecek, içecek gibi ihtiyaçları koymuş. Karısıyla vedalaşıp eşeğine binmiş. Nasreddin Hoca eşeğiyle önde, Keloğlan arabayla arkada, yola koyulmuşlar. Günlerce süren zahmetli yolculuktan sonra definenin bulunduğu kuyuya varmışlar. Hoca kuyuyu incelemiş. Keloğlan ile birlikte demirciye yaptırmış oldukları büyük körüğü kuyunun yanına indirmişler. Yaklaşık on santim genişliğindeki borunun bir ucunu kuyunun dibine sallamışlar. Diğer ucunu körüğe takmışlar. Birlikte körüğe temiz hava basmaya başlamışlar. Yıllardır burada biriken durgun ve zehirli hava, temiz ve basınçlı havanın etkisiyle parçalanmaya, yavaşça yükselmeye, kuyudan çıkmaya başlamış. Körük her hava basışında kuyudaki zehirli hava oranı azalıyormuş. Bu işlem ertesi gün de devam etmiş. Üçüncü gün kuyunun temizlendiğine kanaat getirmişler. Yine de her şeyden emin olmak için Nasreddin Hoca arabada getirdiği bir kediyi çuvala koymuş. Çuvalı ipe bağlayıp kuyunun dibine sarkıtmış. Yarım saat sonra kediyi çıkardığında dipdiri olduğunu görmüş.

Keloğlan ipi beline bağlayıp kuyuya inmiş. Haritada belirtilen taşı çıkarmış. Taşın altındaki toprağı kazınca, sandığı bulmuş. Yanındaki diğer ipe sandığı bağlamış ve Hoca’ ya kendisini çekmesi için seslenmiş. Keloğlan kuyudan çıkınca, Hoca ile sandığı yukarıya çekmişler. Sandığın kilidini kırıp, kapağını açınca, bir de ne görsünler: Çil çil altınlarla dolu değil miymiş sandığın içi… Çok sevinmişler. Hemen altınları paylaşmışlar. Ertesi gün, Nasreddin Hoca eşeğiyle Akşehir’e, Keloğlan arabayla köyüne doğru yola koyulmuşlar.

Keloğlan köyünde dillere destan bir konak yaptırmış. Hizmetçiler, uşaklar tutmuş. Tarlalar, bağlar, bahçeler satın almış. Anasıyla birlikte sultanlar gibi yaşamaya başlamış. Keloğlan’ ın görülmemiş zenginliği padişahın kulağına gitmiş. Ava çıktığı bir gün Keloğlan’ ın konağına uğramış. Keloğlan padişaha hürmet göstermiş, en iyi şekilde ağırlamış. Gördüğü yakın ilgiden çok memnun kalan padişah, Keloğlan’ ı gelecek ay kutlanacak bayram için, sarayına davet etmiş.

Bayram günü Keloğlan arabalar ve uşaklarla beraber saraya gitmiş. Eğlenceler sırasında padişahın dünya güzeli kızı Menekşe ile tanışmış ve aşık olmuş. Menekşe de Keloğlan’ ı görür görmez sevmiş ve yanından ayrılmak istemiyormuş. Bayram eğlenceleri bittikten sonra Keloğlan konağına dönmüş. Anasına Menekşe Sultan’ ı görür görmez aşık olduğunu, onsuz yapamayacağını söylemiş. Düşünmüşler, taşınmışlar, padişahtan Menekşe’yi istemeye karar vermişler. Daha sonra anasıyla gidip kızı istemişler. Padişah Menekşe’yi Keloğlan’ a vermiş. Keloğlan konağına dönüp düğün hazırlıklarına başlamış. Bir taraftan da Nasreddin Hoca’ ya haberciler gönderip, düğüne davet etmiş.

Nasreddin Hoca payına düşen altınlarla Akşehir’e döndükten sonra yoksulları, yetimleri, giydirip kuşatmış, parasının çoğunu hayır işlerinde kullanmış. Bir yandan da Keloğlan’ın köyünde konak yaptırdığını, uşaklar tutup, araziler satın alıp sultanlar gibi yaşamaya başladığını dost sohbetlerinde ve gelip giden yolculardan duyar, anlatılanlara sevinirmiş. Keloğlan’ ın düğün haberini ve Menekşe Sultan ile evleneceğini duyunca keyfi pek yerine gelmiş. Hemen düğüne gitmek için hazırlıklara başlamış. Halılar, kürkler, ipek kumaşlar almış. Menekşe’ye küpe, kolye, gerdanlık gibi ziynet eşyaları almış. Ayrıca dört atın çektiği iki araba satın almış, iki tane de uşak tutmuş. En değerli elbiselerini, en gösterişli kürkünü giymiş. Karısıyla birlikte düğünden birkaç gün önce yola çıkmış. Nasreddin Hoca maiyetiyle birlikte gayetle şatafatlı bir şekilde saraya varmış. Keloğlan Hoca’ yı kapıda karşılamış. Elini öpmüş. Sarılmışlar, hasretle kucaklaşmışlar. Düğün gününe kadar Hoca başından geçmiş nice olaylara ince espriler katarak anlatmış. Davetlilerin hoşça vakit geçirmelerine yardımcı olmuş. Sazlı, sözlü eğlenceler arasında Keloğlan ile Menekşe Sultan evlenmişler. Mutluluklarına diyecek yokmuş. Daha uzun yıllar mutlu ve bahtiyar olarak yaşamışlar.

Yazan: Serdar Yıldırım
http://www.gulum.net/hikaye/bolumler.php?op=goster&id=808

Vergi

Temmuz 3, 2007

Nasrettin Hoca ve Keloğlan vergiye el attı

Gelir İdaresi Başkanlığı, Nasrettin Hoca ve Keloğlan hikayeleri ile çocuklara vergi bilinci aşılayacak. VergiBilir Projesine göre Nasrettin Hoca’nın bindiği dalı kesmesi bakın neye benziyor?

25 Haziran 2007 08:03
 
#haberImage { float: right; margin: 0 0 4px 8px; } #haberImage img { border: solid 1px #900; width: 272px; height: 204px; } #nealsak { border: solid 1px #990; width: 272px; height: 204px; background: url(http://image.haber7.com/ads/nealsak/market-bg.jpg) no-repeat; cursor: pointer; }

Nasrettin Hoca ve Keloğlan vergiye el attı

VergiBilir Projesi ile ilköğretim 3,4 ve 5. sınıf öğrencilerini vergi bilinci eğitimine almaya hazırlanan İdare, bu eğitimde masal ve hikaye kahramanlarından da yararlanacak.

İdare, söz konusu Proje kapsamında üniversitelerin eğitim bilimcileri ve çeşitli kuruluş temsilcilerinden oluşan özel bir komite kurdu. Bu komite de çocuklara vergi bilinci kazandırılmasına dönük kitap, internet sayfası ve filmler hazırlamak üzere kolları sıvadı.

Komitenin üzerinde çalıştığı eğitici kitap, yeni öğretim döneminde ilköğretimin 3, 4 ve 5. sınıfında okuyan bütün öğrencilere dağıtılacak. Çeşitli oyunların da yer alacağı kitabın masal kahramanları ise Nasrettin Hoca ve Keloğlan olacak.

Kitapta, Nasrettin Hoca ve Keloğlan’ın başlarından geçen çeşitli olaylar, vergiye uyarlanmış şekliyle anlatılacak. Eğitici kitapta yer verilecek hikayelerden birisi şöyle:

-NASRETTİN HOCA OTURDUĞU DALI NEDEN KESTİ?-

 Keloğlan bir gün vergi konusunu görüşmek ve akıl danışmak için Nasreddin Hoca’yı görmeye gitmiş. Keloğlan, Nasreddin Hocanın evine vardığında, Hoca evinin bahçesindeki kiraz ağacına çıkmış, kiraz topluyormuş. Keloğlan önce selam vermiş, sonra da Hocayı uyarmış: -Aman dikkat et hocam, ağaçtan düşmeyesin sakın.

Nasrettin Hoca, ”Düşmem, sen merak etme. Ziyaretinin sebebi nedir, sen onu söyle” demiş. Keloğlan da ”Hocam, bazı köylüler vergilerini düzenli ödemiyorlar. Ben onlara vergilerini düzenli olarak ödememelerinin bedelinin ne olduğunu açıklamakta zorlanıyorum, ne yapabilirim, bu konuda bana yardımcı olur musun?” demiş.

Nasreddin Hoca da ”Anladım, hemen git, köylüleri topla, bu ağacın altına getir” demiş. Keloğlan, öncelikle vergisini düzenli vermeyen köylüleri toplamış ve Nasreddin Hoca’nın üzerinde bulunduğu ağacın altına getirmiş.

Başta Keloğlan olmak üzere, tüm köylüler şaşkınlık içinde hocaya bakakalmışlar. Çünkü Nasreddin Hoca elinde bir testere, üzerinde oturduğu dalı kesmeye çalışmaktadır.

Köylülerin bu şaşkın bakışlarını gören Nasreddin Hoca gülümseyerek onlara dönmüş ve şöyle demiş: -Hoş geldiniz efendiler. Söyleyin bakalım neden vergilerinizi düzenli ödemiyorsunuz? Köylülerden biri yanıt vermiş: -Biz vergi ödemek istemiyoruz Nasreddin Hoca.

Vergi için ayırdığımız parayı yiyip içip harcamak istiyoruz. Hoca bir süre düşündükten sonra elindeki testereyle yeniden oturduğu dalı kesmeye başlamış.

Herkes korkmuş ve hocaya seslenmiş: -Hocam ne yapıyorsun düşeceksin! -Hocam oturduğun dalı kesiyorsun! -Eceline mi susadın Hocam, yapma etme! Ama hoca söylenenleri duymazlıktan gelmiş ve dalı kesmeye devam etmiş.

Dal kopmuş ve Nasreddin Hoca tepe taklak ağaçtan yere düşmüş. Herkes Hocanın nasıl olduğuna bakmak için başına üşüşmüş.

Nasreddin Hoca, köylülere bakmış ve şöyle seslenmiş: -Ey efendiler, bakın işte vergi vermemek de bindiğiniz dalı kesmeye benzer. Ben nasıl bindiğim dalı kesip yere düştüysem siz de verginizi vermezseniz ileride çok zor durumlara düşersiniz. Çocuklarınızın neşeyle oynadığı parklar, okullar nasıl oldu? Ya gürül gürül akan çeşmeler? Hatırlasanıza köprümüz yokken siz ve çocuklarınız ne sıkıntılar yaşadı. Her gün tozlu ya da çamurlu yollardan işlerinize ve okullarınıza gidip gelirdiniz. Üzerinden geçtiğiniz köprü ve yollar ödediğiniz vergilerle yapıldı. Tüm bu hizmetlere dün ve bugün olduğu gibi yarın da ihtiyacımız var. Unutmayın, vergiler bizim geleceğimizin garantisidir. Tez zamanda verginizi ödeyin”

Yaşanan bu olay ve Nasreddin Hoca’nın sözleri üzerine vergisini ödemeyen köylüler çok utanmışlar ve ikna olmuşlar.

Hepsi vergilerini ödeyeceklerine dair söz verip ayrılırken Nasrettin Hoca konuşmasına devam etmiş: -Efendiler şunu da unutmayın. Vergi vermeyenleri ikna etmek için her seferinde oturduğum dalı keserek ağaçtan düşmeye niyetim yok. Bundan sonra vergisini düzenli ödemeyenler tespit edilecek ve onlara vergi cezası kesilecektir. Bunu da sakın aklınızdan çıkarmayın.

-BİLGİSAYAR OYUNU

Proje çerçevesinde Gelir İdaresi Başkanlığı’nın internet sayfasında çocuklar için özel bir bölüm açılacak. Çocuklar, bu bölüme girdiklerinde aile bütçesi ve kamu bütçesi hazırlama gibi verginin konu olduğu değişik bilgisayar oyunları oynayabilecek, bulmacalar çözebilecek. Sitede ayrıca çocukların dikkati çekecek, çarpıcı sloganlara da yer verilecek.

-ARIOĞLU’NDAN DEĞERLENDİRME-

Gelir İdaresi Başkan Vekili Osman Arıoğlu, kampanya hakkında bilgi verirken, kampanyanın ilk aşamasında ilköğretim 3, 4 ve 5. sınıf öğrencilerine hitap edeceklerini söyledi.

Vergi bilinci kampanyasını gelecek yıldan itibaren ilköğretim 6, 7 ve 8. sınıf öğrencilerine yaygınlaştırmayı planladıklarını kaydeden Arıoğlu, şöyle konuştu: ”Bizim bu kampanyada bütün amacımız, çocuklarımızın, gelecek neslin vergi bilinci ile yetişmesini sağlamak. Maalesef bugünkü nesil, bu bilinci okullarda alamadı. Hiç değilse, gelecek nesil, verginin önemini bilmeli. Biz, bu tür kampanyalarla gelişmiş ülkeler standardına ulaşmak istiyoruz. Vergi bilinci çalışmalarımızla, iyi ülke örnekleri arasına girmeyi hedefliyoruz. AB programları çerçevesinde Hollanda Gelir İdaresi ile de çocuklara yönelik mükellef eğitimi konusunda çalışmalarımız var.”

(aa)