Keloğlan Masalı

Eylül 20, 2013

Köyün birinde bir keloğlan, karısı ve annesi yaşarmış. Öyle fakirlermiş ki sormayın gitsin. Yiyecek ekmeklerinin kalmadığı bir gün Keloğlan annesine “Ana damdaki öküzü satalım da buğday alalım.” der. Anası çaresiz kabul eder. Ertesi sabah öküzü yedeğine alan Keloğlan pazarın yolunu tutar. Yolda ilk celep karşısına çıkar. Öküzün sağına soluna baktıktan sonra pazarlık ederler, tam satın alacağı sırada celep: “Bak Keloğlan öküzünü alırdım ama kulakları ve boynuzları var onlar olmasaydı benim öküze denk olurdu.” der. Bunun üzerine keloğlan “Ondan Kolay Ne var” diyerek öküzün boynuzlarını ve kulaklarını keser ama celep öküzü almaktan vazgeçer. Keloğlan hem üzülür hem de yürür. Bu sefer de ikinci celep karşısına çıkar. Öküzü inceledikten sonra Keloğlan’a dönerek “Keloğlan iyi de bunun kuyruğu var, olmasaydı benim öküzün yanına koşardım“ der. Keloğlan yine aynı şeyi yaparak öküzün kuyruğunu keser ama adam almaktan vazgeçer. Hayvanı satamadan köye dönen Keloğlan olanları annesine anlatır ve çok üzülür. İntikam almaya kararlı olan Keloğlan ertesi gün ormandan iki tavşan yakalar ve eve döner. Annesine yemek hazırlamasını söyler ve tavşanın birini evde bırakıp diğerini alarak ilk adamı rastladığı yere gider ve onu bulur. Adamın yanında tavşana şunları söyler “Hadi oğlum eve git annene söyle yemek yapsın, misafirimiz var.” der ve tavşanı bırakır. Tavşan eve doğru değil de ormana doğru koşmaya başladığında olup biteni anlamaya çalışan adam, Keloğlan’a “Bak tavşan ormana gidiyor. “der, Keloğlan da tavşanın köpekten korktuğunu dolaşarak eve gideceğini söyler ve adamla birlikte eve gelirler. Evde yemeklerin hazırlanmış ve bir tavşanın evde olduğunu görünce adam dayanamaz ve yüklü bir paraya tavşanı satın alır. Adam evine varır ve aynı denemeyi yapınca bıraktığı tavşan bir daha geriye dönmez. Bu arada Keloğlan boş durmaz diğer adama haber ulaştırır ve evine misafir eder. Daha önce karısının boğazına kan doldurulmuş bağırsak saran Keloğlan yemeği bahane ederek misafirin yanında karısının boğazını keser, kadın da yere ölü gibi yatar. Keloğlan kavalını eline alır ve çalmaya başlar.”Kalk hadi kalk kalk, düttürü düt düttürü düt” Bunun üzerine kadın kalkar, adam hayretler içinde kalır ve inanılmaz bir miktara kavalı satın alır. Adam evine gittiğinde karısının üzerinde aynı denemeyi yapar, ancak kalkan olmaz. Sonunda Keloğlan öcünü böylece almış olur. Siz siz olun kimseyi kandırmayın.

www.mevsimsiz.com

KELOĞLAN MASALI

Ağustos 16, 2013

     Köyün birinde bir keloğlan, karısı ve annesi yaşarmış. Öyle fakirlermiş ki sormayın gitsin. Yiyecek ekmeklerinin kalmadığı bir gün Keloğlan annesine “Ana damdaki öküzü satalım da buğday alalım.” der. Anası çaresiz kabul eder. Ertesi sabah öküzü yedeğine alan Keloğlan pazarın yolunu tutar. Yolda ilk celep karşısına çıkar. Öküzün sağına soluna baktıktan sonra pazarlık ederler, tam satın alacağı sırada celep: “Bak Keloğlan öküzünü alırdım ama kulakları ve boynuzları var onlar olmasaydı benim öküze denk olurdu.” der. Bunun üzerine keloğlan “Ondan Kolay Ne var” diyerek öküzün boynuzlarını ve kulaklarını keser ama celep öküzü almaktan vazgeçer. Keloğlan hem üzülür hem de yürür. Bu sefer de ikinci celep karşısına çıkar. Öküzü inceledikten sonra Keloğlan’a dönerek “Keloğlan iyi de bunun kuyruğu var, olmasaydı benim öküzün yanına koşardım“ der. Keloğlan yine aynı şeyi yaparak öküzün kuyruğunu keser ama adam almaktan vazgeçer. Hayvanı satamadan köye dönen Keloğlan olanları annesine anlatır ve çok üzülür. İntikam almaya kararlı olan Keloğlan ertesi gün ormandan iki tavşan yakalar ve eve döner. Annesine yemek hazırlamasını söyler ve tavşanın birini evde bırakıp diğerini alarak ilk adamı rastladığı yere gider ve onu bulur. Adamın yanında tavşana şunları söyler “Hadi oğlum eve git annene söyle yemek yapsın, misafirimiz var.” der ve tavşanı bırakır. Tavşan eve doğru değil de ormana doğru koşmaya başladığında olup biteni anlamaya çalışan adam, Keloğlan’a “Bak tavşan ormana gidiyor. “der, Keloğlan da tavşanın köpekten korktuğunu dolaşarak eve gideceğini söyler ve adamla birlikte eve gelirler. Evde yemeklerin hazırlanmış ve bir tavşanın evde olduğunu görünce adam dayanamaz ve yüklü bir paraya tavşanı satın alır. Adam evine varır ve aynı denemeyi yapınca bıraktığı tavşan bir daha geriye dönmez. Bu arada Keloğlan boş durmaz diğer adama haber ulaştırır ve evine misafir eder. Daha önce karısının boğazına kan doldurulmuş bağırsak saran Keloğlan yemeği bahane ederek misafirin yanında karısının boğazını keser, kadın da yere ölü gibi yatar. Keloğlan kavalını eline alır ve çalmaya başlar.”Kalk hadi kalk kalk, düttürü düt düttürü düt” Bunun üzerine kadın kalkar, adam hayretler içinde kalır ve inanılmaz bir miktara kavalı satın alır. Adam evine gittiğinde karısının üzerinde aynı denemeyi yapar, ancak kalkan olmaz. Sonunda Keloğlan öcünü böylece almış olur. Siz siz olun kimseyi kandırmayın.

www.mevsimsiz.com

Keloğlan Masalları

Ocak 4, 2010

http://www.masaldiyari.net/category/keloglan-masallari/

Keloğlan

Temmuz 3, 2007

keloğlanın annesi kördü.keloğlana bir gün annesi yürü oğlum zeytin topla da gel demiş annesi keloğlana.keloğlan da tamam anne demiş.yolda yürürken arkadaşlarını görmüş.keloğlan zeytini almamış.gitmiş arkadaşlarıyla gülle oynamış.annesi beklemiş beklemiş.gelen yok. neyse akşam olmuş.keloğlan demiş abooooooooo ben zeytin almayı unuttum.anam beni dövecek demiş.akşam olmş .keloğlan eve gelmiş……annesi oğlum zeytini aldın mı? demiş annesi.keloğlan ana bugün zeytin almayı unutttum yarın alsam olur mu? olur oğlum demiş.ama yarın getirim ana demiş.neyse yarın olmuş keloğlan yine yola çıkmış yine arkadaşlarını görmüş yine oynamış.yine akşam olmuş.bu seferde unutmuş yine eyvahhhhh ben zeytin tıplayacaktım demiş yanındada koyunlar varmış.onlarda eeeelerini yapıyorlarmış.onların eeeelerini toplamış götürmüş .keloğlan eve gelmiş annesi topladın mı? oğlum demiş.keloğlan topladım demiş versene bir tame demiş annesi vermiş keloğlan.annesi yemiş oğlum bune demiş zeytin ana demiş sen benimi gandırıyon lan demiş eline değmeği almış keloğlanı dövmüş.ONLAR BURAYA GELMİŞLER BİZ ORAYA GİTMİŞİZ.HİKAYEDE BURADA BİTER

Keoğlan masalı izle!

Temmuz 3, 2007

keloglan masalları

      Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde develer tellalken, pireler berberken, ben annemin beşigini tıngır mıngır sallarken; ülkenin birinde bir kasaba varmış. Bu kasabanın kenar mahallelerindeki bir kulübede, çok fakir bir keloğlan ile ihtiyar annesi yaşamakta imiş. Keloğlan çok akıllı ve becerikli olmasına rağmen çalışmaktan hoşlanmaz, tembel tembel evde oturmayı, ne buldu ise yiyip, içmeyi ve uyumayı severmiş. Tembel mi tembel, saçsız kafası ile de çok çirkin olduğu için herkes ona keloğlan dermiş. Keloğlan‘ın ihtiyar annesi ise el çamaşırı yıkar, hem kendini, hem de tembel keloğlanı beslemeğe çalışır, zorluklar içinde geçinirlermiş.
      Her nasılsa Keloğlan‘ın canı çarşıya çıkıp dolaşmak istemiş. Bir de bakmış ki, uzakta bir kalabalık var. Kalabalığın ortasında bir adam bağıra bağıra bir şeyler söylüyor. Kalabalıktaki insanlarda onu dinlermiş. Bizim Keloğlan‘da kalabalığa sokularak bu adamın dediklerini dinlemiş. Adam meğer şehrin tellallarından biriymiş. Keloğlan‘ın dinlemekte olduğu tellal şöyle demekteydi.
      -Ağır bir iş için bir adama ihtiyaç vardir. Bu işi görecek adama yüz altın verilecektir. Talip olacak kimse varsa ortaya çıksın….
      Keloğlan etrafta toplanan kalabalıktan ses seda çıkmadığını görünce ve bu işin sonunda yüz de altın verilecegini öğrenince tellal’a:
      -Bu işi ben yaparım, yalnız bu yapılacak işi hemen bana söyle, demiş.
      Tellal Keloğlanı şöyle bir süzdükten sonra, gözü tutmamış olacak ki:
      -Oğlum, sen bu işi yapamazsın, iş çok zordur. Bunu ancak akıllı, becerikli ve cesur adamlar başarabilir. Ben bunları sende göremiyorum, deyince Keloğlan:
      -Ummadığın taş baş yarar. Ben bu işi başarırım, diye cevap vermiş. Etrafta toplanan kalabalıktan alaylı gülüşmeler yükselmiş. Bu sırada tellal onun biraz da fakir haline acıyarak:
      -Pekala oğlum…Madem ki kendine güveniyorsun sana şimdi yapacağın işi tarif edeyim…Uzak bir ülkeden mal getirmeye gidilecek… Yolculuk at sırtında olacak, ama sen bu yolculuğa katlanabilecek misin?.. diye sorunca.
Keloğlan:
      -Ben yaparım dediğim her şeyi yaparım. Elbette katlanırım, karşılıgını vermiş. Tellal:
      -Madem ki bu kadar güvenin var, bende sana bu işi veriyorum…Paranı şimdi mi, yoksa dönüşte mi istersin? Keloğlan da:
      -Şimdi verinde birazı yanımda bulunsun, geri kalanını anneme harçlık bırakırım, der.
      Bu şartlarla anlaşmaya varan Keloğlan sevinçle annesine koşarak durumu anlatır ve yanındaki parayı annesine bırakarak veda edip yapacagı işe gider.
      Toplantı yerine gelen Keloğlan, yolculuğun hazır olduğunu ve kafilenin kendisini beklemekte olduğunu görür. Kafile başkanı Keloğlan‘a hazır olup olmadığını sorar. hazır olduğunu öğrenince küçük kafile hemen atlara binerek yola koyulur… İki gün durup dinlenmeden yol alırlar. Üçünçü gün Keloğlan‘ın at sırtındaki yolculuktan vücudunun her tarafı ağrımaya başlar. Ama verdiği sözü ve aldığı parayı düşünerek sabırla yola devam eder. Artık akşam yaklaşmıştır. Kafile başkanı mola için kervanı durdurur. Keloğlan biraz dinleneceği için sevinmiştir. Ama bu sevinci çok sürmez. Atlar bağlandıktan sonra kafile başkanı kendini çağırır. Keloğlan‘a der ki:
      -Keloğlan, şurada bir kuyu görüyorsun…
      -Evet, der bizim Keloğlan.
      -İşte şimdi, o kuyuya ineceksin… Korkmazsın değil mi?…
      Keloğlan kuyunun yanına gider bir sağına, bir soluna ve eğilip içine bakar, kafile başkanına dönerek:
      -Ne var bunda korkacak, elbette inerim. der.       keloğlan korksa bile korktuğunu belli etmemege çalışarak kuyuya inme hazırlıgına başlar. Etrafını saran yol arkadaşları Keloğlan‘ın beline kalın bir ip bağlarlar, kuyuya sarkıtırlar.
      Keloğlan kuyunun yarısına gelince sağ tarafında karanlıkta aniden bir kapı açılır. Adamın biri Keloğlan‘ı kuçakladığı gibi bu kapıdan içeri çeker… Neye uğradığını anlayamayan Keloğlan kendine gelince, bir de ne görsün!.. Geniş bir bahçe ve bu bahçenin ortasında büyük bir saray durmuyor mu?.. Sarayın bahçesinde güllerin arasında Dünya güzeli bir kız oturmuş, arkasında bir dudağı yerde, bir dudağı gökte iri ve koyu siyah renkte bir zenci ayakta durmakta. çiçeklerin arasında bir tavus kuşu dolaşmaktadır. Şaşkınlıkla bunları seyre dalan Keloğlan birden arkasında gürleyen bir sesle aklı başından gider. Dönüp bakınca, ne görsün?… Koca bir dev. Arkasında durmuyor mu!.. Dev korkunç bir sesle:
      -Eyyyy, adem oğlu!… Söyle bakalım, şu gördüklerinden hangisi daha güzel?..
      Keloğlan korkudan tir tir titremeğe başlar. Ne cevap verecegini şaşırır ama, biraz sonra aklı başına gelir ve biraz düşündükden sonra:
      -Gönül neyi severse güzel odur sultanım, der.
Dev, aldıgı cevaptan memnun gibi görünür ve Keloğlan‘a tekrar sorar.
      -Şu kız çok güzel, şu tavus kuşu çok hoş ama, şu zenci çok çirkin, çok kötü!.. Buna ne dersin?..
Keloğlan artık ilk şaşkınlık ve korkudan kurtulmuştur. Yine cevabı yapıştırır:
      -Gönül neyi severse, güzel odur sultanım, diye tekrar aynı cevabı yapıştırır.
Aldığı cevaptan çok hoşlanan dev, Keloğlan‘a:
      -Aferin, sen akıllı bir çocuğa benziyorsun diye Keloğlan‘a hemen yanındaki, ağaçtan kopardığı üç tane büyük nar’ı verir. Ve:
      -Al bu narları. Dönüşte annenle birlikte yersin, diyerek Keloğlan‘ın yanından ayrılmış. Meğer Dev, her kuyuya inen insana bu soruları sorar fakat, bir türlü istediği akıllıca cevabı alamayınca çok kızar, hemen kellesini uçurur, sonra da etlerini yer, kafatasını sarayın duvarlarına asarmış. Böylece kuyuya inenlerin çoğu, Dev’in bu soruları karşısında kimi kız güzel, kimi tavuskuşu diye Dev’e cevap verirlermiş. Bu cevaplardan memnun kalmadığı için kuyuya inen bir daha yukarı çıkamazmış. Dev’in yanından ayrılan Keloğlan tekrar çıkış kapısına gelip yukarı nasıl çıkacağını düşünürken birden yukardan, su almak için sarkıtılmış bir kovanın kendisine doğru geldiğini görünce, Keloğlan hemen bu kovadan tutarak yukarı çıkar.
      Keloğlan‘ı sapasağlam yukarı çıktığını gören arkadaşları, şaşkınlıktan ağızları bir karış açık, gözlerine inanamazlar ve birbirlerine bakışırlar. Zira kervancılar bu kuyudan su almak istedikleri zaman her seferinde Dev’e bir insanı kurban vermeleri adetmiş. Yol arkadaşları onu böyle sapasağlam, güler yüzlü görünce tabii şaşkınlıktan kendilerini alamamışlar. Kafile başkanı merakını yenemiyerek keloğlan‘a:
      -Şimdiye kadar bu kuyuya salladığımız adamlardan hiçbiri geri dönmemiştir. Sen nasıl oldu da bu kuyudan sağlam çıktın evlat?…
      Keloğlan güler yüzle şu cevabı verir:
      -Nasıl çıktıysam çıktım.. Çıktım ya!… Siz ona bakın.
      Yeniden kafile yola koyulmuş. Varacakları o uzak ülkeye varmış.Atlara malları yükleyerek memlekete dönmüşler.
      Keloğlan elindeki Nar’ları sevinçle evine dönünce, annesi yine her zamanki gibi, el çamaşırı yıkamakta bulur. Annesi de oğlu geldiği için sevinmiştir. Yemekler yenir.Yemekten sonra da Keloğlan, Dev’in verdiği Nar’lardan birini çıkarıp yemek için ikiye böler. Bir de ne görsün? Dev’in verdiği Nar tanelerinin her biri meğer çok kıymetli birer mücevher değilmiymiş… Bunun değerini anlayan Keloğlan, zaman zaman bunların her birini azar azar satmış.. Ve Keloğlan öylesine zengin olmuş ki, artık ne kelliği kalmıştır, ne de çirkinliği, ne de annesinin çamaşırcılığı. Mutlu bir hayata kavuşmuşlar..
      Onlar ermiş muradına, biz gidelim diğer masalları okumaya…

geovisit(); 1 www.geocities.com/cocukdunyasi2002/masal002.html

KELOĞLAN İLE BALIK

Temmuz 3, 2007

keloglan.jpg 

Bir gün Keloğlan odun kesmek için ormanın yolunu tutar. Giderken “imdaat, beni kurtarın!” diye bir ses duyar. Sağına bakar soluna bakar kimyesi göremez. Aynı sesi tekrar duyar. Bakınırken bir de ne görsün! Toprağın üstünde bir balık “imdaat beni kurtarın!” diye bağırıyor. Meğerse balığı sudan çıkarmışlar. Kendini suya atacak birisi duysun diye bağırıyormuş, Keloğlan balığı suya atar. Balık:
– Keloğlan benim hayatımı kurtardın. Sana minnet borçluyum. Sana hediye vermek istiyorum. Dağdan dönüşte bana uğra sana bir şey söyleyeceğim, der. Keloğlan dağdan döner. Suyun yanına gelir. Balık suyun kenarındadır. Balığa:
– Dönüşte bana uğra demiştin. Geldim, söyle ne diyeceksin?
– Şu dağı görüyor musun?
– Evet görüyorum?
– O dağın arkasında bir torba var. Falan yerde, git onu al, ihtiyacın olunca: Açıl susam açıl! dersin açılır. İhtiyacını karşılarsın. İhtiyacını karşılayınca: Kapan susam kapan! dersin kapanır. Fakat bu sırrı kimseye söyleme ki çaldırırsın, der.
Keloğlan dağın arkasındaki torbayı alır. Eve getirir. Eve gelince anasına:
– Ana, ana! Bana bir balık bunu verdi, der. Anası:
– Keloğlum, keleşoğlum! bir balıktan ne beklenir. Nedir onun içindeki diye merak eder.
Keloğlan :
– Açıl susam açıl dersin açılır. Her istediğini verir. Kapan susam kapan deyince kapanır der. Keloğlan anasının yanında bunları söyler ve kocaman bir sofra açılır. Görmediklerini ve yemediklerini yerler. Karınlarını iyice doyururlar.
Keloğlan anasına:
– Ana ben bunu komşulara göstereceğim, der.
Anası:
– Keloğlum, bundan kimsenin haberi olmasın. Sır saklamasını bilmelisin. Yoksa çalarlar der.
Keloğlan anasını dinlemez, gider komşuları çağırır, olanları anlatır. Torbayı gösterir açıl susam açıl der her istedikleri gelir. Komşularla birlikte yerler içerler. Kötü komşulardan birisi Keloğlan’ı kıskanır ve torbanın aynısını yapar, Keloğlanın sihirli torbası ile yer değiştirir.
Ertesi gün Keloğlan karnı acıkınca torbaya:
– Açıl susam açıl! der torba açılmaz. İki kere daha der yine açılmaz. Keloğlan tekrar ormanın yolunu tutar. Suyun kenarına gelir. Balığa der ki:
– Balık, balık! Senin verdiğin torba birinci gün çalıştı. İkinci gün pıss… der.
Keloğlan sana bir torba daha var, aynı yerde git onu al. Ama kimseye gösterme, sırrını söyleme der. Keloğlan gider aynı yerden ikinci torbayı da alır eve getirir. Anasına:
– Ana ana! Balık bana bir torba daha verdi, der. Keloğlan ikinci torbayı da açar bakar ki bir de ne görsün? Sihirli bir değirmen. Çevirdikçe para çıkarıyor. Anası:
– Keloğlum, bunu bari kimseye gösterme, çalarlar yine parasız kalırız der. Keloğlan balığın da anasının da sözünü dinlemez yine komşuları çağırır. Sihirli değirmenin hünerlerini gösterir. Kötü komşu kötü bir değirmen yaparak, sihirli değirmeni ile yer değiştirir. Ertesi gün Keloğlan değirmeni çevirir çevirir para çıkmaz. Yine ormanın yolunu tutar. Balığa:
– Balık, balık ! Senin verdiğin değirmen birinci gün iyiydi, ikinci gün pıs…. Balık bu sefer kızar:
– Bak Keloğlan, bu son şans. Yine aynı yerde bir torba daha var. Git onu al. Dediklerimi yap der. Keloğlan eve gelir anasına:
– Ana ana! Bak bana balık bir şans daha tanıdı der. Keloğlan üçüncü torbayı da açar ve içine bakarlar ki bir tokmak. Bu tokmak, vur tokmadığım vur! deyince çalışır. Dur dokmağım dur deyince durur. Balık bu tokmağı hırsızları cezalandırmak için vermişti. Keloğlan tokmağı anlatmak için komşularına gösterir. Vur tokmağım vur deyince tokmak kötü komşunun başına vurmaya başlar. Onu eşek sudan gelinceye kadar döver. Keloğlan:
– Demek bütün sihirli torbalarımı sen çaldın? ha! Der. Kötü komşu:
– Hayır ben çalmadım, dedikçe tokmak vurur. Sonra:
Evet ben çaldım, toprağın altına gömdüm. Gider bakarlar ki sofra çürümüş, değirmen paslanmış.
Bu sırada tokmak Keloğlan’ın başına da vurmaya başlamış. Keloğlan acısından tokmağı nasıl durduracağını unutmuş. Eşek sudan gelinceye kadar dayak yer. Sır tutmamanın ve anasının, büyüklerin sözünü dinlemememin cezasını çeker.
Evet, sizde büyük sözü dinlemez ve gerekli yerde sır tutmazsanız başarılı olamazsınız.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.